Şöyle ki;
Antalya, son yılların en yoğun yağış dönemlerinden birini yaşadı. Kuraklığın yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında ciddi bir sorun hâline geldiği bir süreçte, yaklaşık bir ay boyunca yağan yağmur bir anlamda bereket oldu. Barajlar doldu, yeraltı suları beslendi, tarım nefes aldı.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var.
Bu kadar yoğun yağış, beraberinde sorunları da getirdi. Sel ve su baskınları yaşandı, bazı üreticiler zarar gördü, yollar bozuldu, altyapı zorlandı. Bunların hiçbiri inkâr edilemez. Zaten hepimiz yaşadık, gördük, içinden geçtik.
Yanlış hatırlamıyorsam Antalya’da günlerce devam eden yağmuru bir kanara koyalım sadece 24 saat içinde metrekareye yaklaşık 200 mm yağış düştü. Bu, sıradan bir yağmur değil; meteorolojik açıdan olağanüstü bir durumdur. Adı konulursa: Afettir.
Ama ne oldu?
Her afette olduğu gibi, bu yağmurda da eski bir alışkanlık hortladı:
“Yağmur üzerinden çamur siyaseti.”
Büyükşehir Belediyesi CHP’li olduğu için bazı çevreler hemen kolları sıvadı.
“Yollar köstebek yuvası oldu”,
“Belediyeler sınıfta kaldı”,
“Altyapı çöktü” söylemleri ardı ardına geldi.
Oysa şu soruyu sormak gerekiyor:
Bu yağış AKP’li ya da MHP’li bir belediyenin yönettiği şehirde yağsaydı, yollar hiç mi bozulmayacaktı?
Sel hiç mi olmayacaktı?
Çukurlar sihirli bir değnekle mi kapatılacaktı?
Elbette hayır.
Siyasilerin yağmur üzerinden siyaset yapması ne etik ne de doğrudur. Çünkü yaşanan şey sıradan bir hava olayı değil, adı konulmuş bir afettir. Üstelik bu afet, kuraklıkla boğuşan bir ülke için aynı zamanda bereketli bir afettir.
Evet, yollar bozuldu.
Evet, su baskınları yaşandı.
Evet, insanlar mağdur oldu.
Ama aynı zamanda barajlar doldu, toprak suya kavuştu, tarım nefes aldı. Doğa bir yandan yaralarken, diğer yandan şifa verdi.
Böyle bir tabloyu görmezden gelip, sadece çukurlara bakarak siyasi hesap yapmak; ne vicdanla ne de gerçeklikle bağdaşır. Afeti parti rozetiyle tartışmak, sorunu çözmez; aksine derinleştirir.
Ben açıkça söylüyorum:
Yağmur yağsın.
Yollar bozulsun.
Sorunlar yaşansın.
Yeter ki bu ülke susuz kalmasın.
Belediyeler elbette görevini yapacak; yolları onaracak, altyapıyı güçlendirecek. Bunun hesabı da sorulur. Ancak yaşanan olağanüstü bir doğa olayını yok sayıp her şeyi “belediye beceriksizliği”ne bağlamak, iyi niyetli bir eleştiri değildir.
Bu, düpedüz yağmurdan siyaset devşirme çabasıdır.
Velhasıl kelam;
Antalya’nın ihtiyacı olan şey yağmurdan korkmak değil, yağmur öncesinde ve sonrasında doğru önlemleri almak, gerekli tedbirleri zamanında hayata geçirmek ve kalıcı çözümler üretmektir.
Ve en az bunun kadar önemli bir gerçek daha var:
Afetler üzerinden siyaset yapmak değil, afetlere karşı ne yapıldığını ve ne yapılması gerektiğini konuşmak zorundayız