Vehbi Kaya

Tarih: 01.02.2026 16:25

Sosyal Medya ve hortlatılmak istenen kürtçülük

Facebook Twitter Linked-in

Öncelikle Anadolu, bin yıldır Türk milletinin kadim yurdudur. Bunun altını çizelim..

Şöyle ki;
Bu tarih, sloganlarla ya da sosyal medya paylaşımlarıyla silinecek bir geçmiş değildir. Ancak son dönemde özellikle sosyal medya üzerinden yürütülen bazı paylaşımlar, bu gerçeği bilinçli biçimde çarpıtma çabası olarak karşımıza çıkıyor.

Suriye’de PKK/YPG yapılanmasının uzantıları üzerinden yürütülen propaganda, Türkiye’ye de taşınmak isteniyor. “Kültür”, “kadın”, “folklor”, hatta saç örgüsü gibi son derece absürt başlıklar altında servis edilen içeriklerin ortak amacı açık: Terör örgütünü ve uzantılarını masum, hatta mağdur gibi göstermek.

Bu paylaşımlarla da yetinilmiyor. Türk devletine, Türk milletine ve en kutsal değerlerimizden biri olan Türk bayrağına yönelik kabul edilemez ifadeler, sosyal medyada alenen dolaşıma sokuluyor.
Bu, fikir özgürlüğü değildir; bu doğrudan bir algı operasyonudur.

Bir diğer algı hattı ise sözde “tarih anlatıları” üzerinden kuruluyor. Orta Asya’dan Kafkasya’ya uzanan Türk tarihini çarpıtan bazı çevreler, işi daha da ileri götürerek “Moğolistan’dan gelen istilacılar” söylemini dolaşıma sokuyor. Hiçbir bilimsel temeli olmayan iddialarla, Türk milleti işgalci gibi gösterilmeye çalışılıyor.

Oysa Türklerin Anadolu’daki varlığı geçici bir göç değil, devlet kurma iradesiyle şekillenmiş köklü bir tarihsel süreçtir.
Malazgirt’ten bugüne bu topraklar fetihle değil, vatan bilinciyle yoğrulmuştur. Türk milletini sonradan gelmiş bir unsur gibi sunma çabası, tarihsel gerçeklere olduğu kadar ortak yaşam hafızasına da açık bir saldırıdır.

Burada özellikle altını çizmek gerekir: Devletin “seyrettiği” yönünde bilinçli bir algı oluşturulmak isteniyor.
Oysa Türk devleti hafızası güçlü, refleksi yüksek bir devlettir. Sosyal medyada atılan her adımın, kurulan her cümlenin not edildiğini bilmek gerekir. Devlet, günü geldiğinde gerekeni yapmasını bilir.

Suriye’nin kuzeyinde ABD ve Fransa’nın desteğiyle oluşturulmaya çalışılan fiilî yapılar, feodal ve silahlı bir düzenin ürünüdür. Bunu “özgürlük” ya da “hak arayışı” olarak pazarlamak, en hafif tabiriyle gerçekleri ters yüz etmektir.
Bu yapılar ne demokratiktir ne de masumdur.

Karabağ meselesi üzerinden de benzer bir çarpıtma dili devreye sokuluyor. Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destek kasıtlı biçimde yanlış yorumlanıyor.
Oysa Karabağ’da yaşanan süreç, Azerbaycan’ın kendi egemenlik haklarını savunduğu ve sahada iradesini bizzat ortaya koyduğu bir mücadeledir. Azerbaycan, kendi ordusu ve kararlılığıyla topraklarını geri almış; Türkiye ise kardeşlik hukukunun gereği olarak siyasi ve diplomatik destek vermiştir. Türk milleti de bu süreçte Azerbaycan’ın yanında durmuş, tarihî ve vicdanî bir duruş sergilemiştir.

Daha da vahimi, bu propagandanın Türkiye içindeki bazı çevreler tarafından sorgusuz sualsiz sahiplenilmesidir. Kamışlı ya da Ayn el-Arab üzerinden yürütülen “soykırım” söylemleriyle Türkiye’yi hedef alan bir dil kuruluyor.

Oysa Diyarbakır, Van, Batman ve benzeri şehirler bu milletin ayrılmaz parçalarıdır. Bu şehirler üzerinden devlete başkaldırı çağrıları yapmak, doğrudan toplumsal barışı hedef almaktır.

Türk milletinin sabrı büyüktür; ancak sınırsız değildir.
Terörü meşrulaştırmaya çalışan her girişim, kimden gelirse gelsin karşısında milletin ortak vicdanını bulur.

Bugün yapılması gereken şey nettir:
Algı operasyonlarına teslim olmamak, sosyal medyada servis edilen her “masum” görünümlü içeriği sorgulamak ve devletin terörle mücadelesinde nerede durduğunu unutmamak.

Bu topraklar algıyla değil, tarih ve bedelle vatan olmuştur.

Velhasıl kelam;

Türk milletinin bu coğrafyada kardeşleriyle bir sorunu yoktur.
Sorun, etnik kimlikler üzerinden siyaset üreten, terörü meşrulaştırmaya çalışan ve dış bağlantılarla kaos yaratmayı hedefleyen yapılardadır.

Sorun, DEM üzerinden siyaset alanı açmaya çalışan PKK uzantıları ve bölgeyi istikrarsızlığa sürüklemek isteyen çevrelerin asıl derdinin barış değil, ayrışma olmasıdır.
Türk devleti ve Türk milleti, geçmişte olduğu gibi bugün de bu oyunu görecek ferasete ve bozacak güce sahiptir. Algıyla kurulan her senaryo, milletin ortak aklına çarparak dağılmaya mahkûmdur.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —