Tarih: 26.03.2025 12:29

Ali Babacan'dan gazetecilerin tutuklanmasına tepki

Facebook Twitter Linked-in

TBMM'de Yeni Yol Partisi grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Babacan, şöyle konuştu:

"150 yıllık demokrasi tarihimiz, 100 yıllık Cumhuriyetimiz büyük bir saldırı altında. Milli iradenin tecellisi, bu kez siyasetin bizzat kendisi tarafından tehdit ediliyor. Kendi bekasını ülkenin bekasından üstün gören bu iktidar, milletin tırnaklarıyla kazıyarak, onlarca yıl emek vererek, bedeller ödeyerek kazandığı demokrasiyi yerle bir etmeye çalışıyor. Usul, tahammül, etik, kural, kanun ne varsa ayaklar altına aldılar. Hiçbir eleştiriyi görmüyorlar, duymuyorlar, umursamıyorlar. Genç arkadaşlarımız bilmeyebilir, Türkiye'de demokrasinin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sürekli sallanan askeri darbe tehditleri vardı. Yapılan darbeler dönem dönem demokrasiyi kesintiye uğratırdı. Millet sandık hakkını, tabiri caizse üst üste koyduğu cenazelerle yeniden kazanırdı. Unutmayalım, darbeler sadece askeri darbelerden de ibaret değildi. Siyaset ve bürokrasi eliyle de millete parmak sallamayı alışkanlık haline getirenler vardı. Biz asılız, bu ülkede bizim irademiz dışında hiçbir şey olamaz diyenler vardı. Yıllar boyu tüm bunlara son vermek için mücadele ettik. 'Milletin iradesinin üzerinde hiçbir güç yoktur' dedik, kapatma davalarına, 367 kararlarına karşı dik durduk. 'Üniformalı ya da üniformasız, hiç kimse seçilmişlere parmak sallayamaz' dedik, e-muhtıralara, darbe girişimlerine karşı dik durduk. Dik durduk ve dik durmaya da devam ediyoruz.

"Kendilerine emanet eden makamları kendilerine kıble bildiler"

Fakat şu anda iktidarda olanlar yollarından döndü. Yola çıktıklarını yolda bulduklarıyla değiştirdiler. En acısı, kendilerine emanet eden makamları kendilerine kıble bildiler. Dinimizin, adaleti titizlikle ayakta tutan kimselerden olun emrine rağmen, adaleti ayaklar altına aldılar. Hakka hukuka sırtlarını döndüler. Nihayetinde bir ramazan günü milyonlarca insanın seçme hakkına girdiler. Şu dün olanlara bir bakın Allah aşkına. Yedi muhabiri arkadaşımız tutuklandı. Muhabirin görevi nedir? Haberi yakalamak ve yayınlamak, vatandaşlarımıza gelişmeleri doğru bir şekilde aktarmak değil midir? Bir değil, iki değil, tam yedi tane gazeteciden bahsediyoruz. Nedir bu Allah aşkına ya? Nasıl oldu da birbirinden tamamen ayrı kuruluşta çalışan muhabirler eş zamanlı olarak aynı suçu işlediler? Ne oldu da önce adli kontrol ile serbestsiniz dediler? Sonra apar topar hepsini tutukladılar. Gazeteciler ve basın üzerindeki bu baskı hızla artıyor. Aslında vatandaşlarımızın haber alma özgürlüğü hızla ellerinden alınıyor. Unutmayalım, basın özgürlüğünün kısıtlandığı bir ülkede ne hukuktan bahsedilebilir ne de demokrasiden."

"İtirazım var..."

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın tutuklanmasının ardından kayyum atanmasına da tepki gösteren Babacan, şunları kaydetti:

"Benim itirazım, milli iradeye parmak sallamanın, bu ülkede daimi bir alışkanlık haline gelmesine. Benim itirazım, üste çıkanın alttakini ezmesine. Benim itirazım, bu dönüşümlü zorbalık düzenine. Zamanında yüce Meclis’ten, araçlara bindirilerek, gözaltına alınanlar için itirazım var. Bu hanıma haddini bildiriniz denilerek taciz edilenler, yuhalanlar için itirazım var. Partisi defalarca kapatılan merhum Necmettin Erbakan hocamız için itirazım var. Kendisi çoktan unuttu ama, bir şiir okuduğu için hapse atılan, siyaset yapması yasaklanan, Keçiören'de bir apartman dairesinde oturan, o eski Recep Tayyip Erdoğan için de itirazım var.

Tüm bu yaşananların, adaletsizliğin, hukuksuzluğun bedenini, kimileri özgürlüklerini kaybederek ödüyor, kimileri ellerinden alınan yönetimlerle, kimileri ellerinden alınan seçme hakkıyla ödüyor. Fakat, kati olan bir şey var ki, bu yaşananların bedelini ekonomik olarak tüm Türkiye ödüyor. İnanın söylemekten biz yorulduk, onlar kulak tıkamaktan yorulmadılar. Hukuk olmadan ekonomi olmaz, adalet olmadan ekonomi olmaz. Ne kadar hukuk, o kadar ekonomi. Ne kadar adalet, o kadar ekonomi. Şöyle bir düşünün, cebinizde 3-5 bin lira para var. Gidip de hakkında türlü dedikodular çıkmış, sözüne itibar edilmeyen, milletin uzak dur dediği bir kişiye paranızı verir, onunla ortak işe girişir misiniz? Girişmezsiniz değil mi? Herkesin, buna güvenilmez, haksızlık yapar, birilerinin parasına çöker diye uyardığı birine, cebinizdeki parayı, borç da olsa verir misiniz? Vermezsiniz.

"Bu iktidar iş başında olduğu sürece, bu ülke kim, neden, niçin para getirsin ya?"

Bu iktidar iş başında olduğu sürece, bu ülke kim, neden, niçin para getirsin ya? Hazine Bakanı'nın tweet atmak için VPN kullanmak zorunda kaldığı bir ülkeye, kimse güvenir de borç verir mi? Ana muhalefet partisinin, Cumhurbaşkanı adayı yapmak istediği, bir belediye başkanının tutuklandığı, muhabirlerin, gazetecilerin gözaltına alındığı, ev hapsine tutulduğu bir ülkeye, yatırımcı gelir mi? Gelmez arkadaşlar, gelmez. Gelmedi, gelmiyor da zaten. Bakmayın şu son iki yıldır, ultra yüksek faizle ve sadece o yüksek faizin cazibesiyle gelen, bir miktar, döviz girişi olduğunu Türkiye'ye. Yatırım için para gelmiş değil. Şirketlere ortak olmak için, şirketlere sermaye koymak için para gelmiş değil Türkiye'de. Son iki günde gelen ve üç günde önemli bir kısmı çıkan paranın tamamı zaten yüksek faiz için gelmişti. Bu ülkeye hayrı olacak, bu ülkeye faydası olan bir para değildi zaten o. Olmadı, olmayacak."


 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —